• +90 555 817 66 97
Bilet Al

Sakız Adası

Sakız Adası, Ege denizinin kuzeydoğusunda, Karaburun Yarımadası’nın karşısında yer alan, Samos ve Midilli adaları arasında bulunan, Türkiye'nin batı kıyılarının sadece birkaç mil uzağında, Yunanistan’ın beşinci büyük adasıdır. Birçok armatör’ün doğum yeri olarak bilinen bu adada yerel halk geçimini denizcilikten, balıkçılıktan, tarımdan ve turizmden sağlıyor. Ada yaşantısı, masmavi denizi, iklimi, temiz havası ile turistleri oldukça cezp eden Sakız Adası, her yıl artan bir sayıyla turistlerini ağırlıyor.

Köklü bir tarihi olan Sakız Adasında, ilk kolonileşmenin İonlar tarafından gerçekleştiği düşünülmektedir. İyonlar döneminde ada; bölgede önemli bir role sahip olmaya başladı, büyük bir donanma gücü haline geldi ve Yunanistan’ın en önemli ticaret merkezi oldu. Ardından Büyük İskender’in işgaliyle Helenistik zamana geçen adada tarih boyunca Antik Yunan, Pers, Roma, Bizans, Ceneviz, Osmanlı ve Yunanistan egemenliği hüküm sürmüştür. Adada birçok mimari eserini bulabileceğiniz Osmanlı etkisine geçişi ise 1415 senesi itibariyle vergiye bağlanmasıyla olmuştur. 1566 yılında ise tam anlamıyla Osmanlı egemenliği altına girmiştir. Yine konumun verdiği avantajla ada, Osmanlı döneminde ticaretle önemli bir kalkınma yaşamıştır. Adanın bağımsızlığını kazanması ve Yunanistan’a bağlanması 11 Kasım 1912 tarihinde gerçekleşmiştir.

Adanın ismine gelecek olursak; Sakız ağaçları bu adada çok olduğu için adanın ismi Sakız Adasıdır. Sakız adasının Yunanistan’da kullanılan bugünkü adı ise ‘’Chios’’ dur. Adanın ana yerleşim birimi olan şehrine de Chios denilmektedir. Şehir merkezi olarak Chios antik çağlardan günümüze kadar limanın çevresinde gelişmektedir. Adanın Chios ismini nerden aldığı konusundaki rivayetlerden birine göre; ada Chios adını, yine adanın antik Kralı Inopion’un kızı olan ‘’Chiona’’ dan aldığıdır.

Sakız adasında günümüzde her dönemden kalma eserler bulunmaktadır. Bu kültür çeşitliliğiyle adaya gelen ziyaretçilerini oldukça memnun eden sakız adasının, özgün mimari karakterlere sahip birbirinden güzel irili ufaklı 66 köyü vardır. Adanın güneyinde bulunan Ortaçağ köyleri, Mastihahoria yani Sakız köyleri olarak bilinmektedir ve damla sakızı üretimi konusunda dünyaca ünlüdürler. Bu köyler korsanlardan korunmak için kale şeklinde inşa edilmiştir. Turistik olarak ada, en çok Sakız Köyleri ile ün salmıştır. Ziyaretçilerin gezebileceği, farklı farklı özellikte, kuzeyde ve güneyde birçok köy olması, Bizans Dönemine ait kiliseler ve manastırlar, şehir merkezinde bulunan Osmanlı eserleri, kale ve Kampos bölgesinde yer alan Cenevizlilerin mimari tarzını gösteren taş konaklar, adayı her gidişte keşfedilmeye değer bir yer haline getiriyor.

Sakız Şehir Merkezi ve Çevre Yerleşimleri

Bu şehir, inşa edilişinden bugüne kadar adanın merkezi konumunda olmuştur. Birçok ihtiyacın giderilebileceği şekilde imkanları bulunan bu yönetim merkezi yaz kış, yerli ve yabancı turistlerini ağırlamaktadır.


Şehrin içerisinde özellikle Bizans, Ceneviz ve Osmanlı dönemine ait birçok önemli yapı yer almaktadır. Bunlardan Sakız Kalesi, Yunancadaki adıyla Kastro’nun temelleri Bizans döneminde 9. yüzyılda atılmıştır ve daha sonra ise 14. ve 16. yüzyılda Cenevizlilerin adadaki hakimiyeti döneminde kale Rönesans mimarisiyle bir kez daha şekillenmiştir. Bir kısmı günümüze kadar gelmeyi başarmış 9 kuleli Kale’nin her bir kulesi farklı dönemlerde yapıldığı için farklı mimari özelliklere sahiptir. Yapılan Arkeolojik kazılara göre kale içerisindeki yerleşimler varlığını uzun süre sürdürmüştür. Nüfusun artmasıyla yerleşkeler kale dışında çevrelenmiştir. 1881 depremiyle büyük tahribatlara uğrayan kale, tarihte uzun süre Sakız Adası’nın siyasi ve askeri yönetim merkezi olmuştur. Cenevizlilerden sonra kale 1912 yılına kadar Osmanlı hakimiyetinde olmuştur. Bu tarihten sonra Yunan devletine bağlanan kale, arkeolojik alan ilan edilip koruma altına alınmıştır.

Kale yolunda devam ederken, karşınıza çıkabilecek Osmanlı eserlerinden;

Bayraklı Camii, 1901 yılında inşa edilmiştir ve Sultan Abdülaziz’in tuğralı kitabesini taşımaktadır. 1881 yılındaki depremde yıkılan bir Katolik Kilisesinin arsasına inşa edilen Bayraklı Camii, yerel malzemelerle yapılan ve Neoklasik özellikler taşıyan mimari yapıya sahiptir.

Adanın diğer camilerinden, kısa ve kalın minaresi hala ayakta kalan Osmaniye Camii, 19.yüzyılın sonlarında inşa edilmiştir. Neoklasik tarzda ve yerli halk tarafından yapılan bu camii, kuzey cephesinde bulunan kapıdaki kitabeye göre 1892 yılında inşa edilmiştir. Restore edilen Camii, müslüman semti olan Frenk Mahallesi olarak adlandırılan Frangomahalla’da bulunmaktadır.

Adanın bütün Osmanlı yapılarının içerisinden en sağlam şekilde günümüze gelmeyi başaran, temelleri 1846’da atılan ve ibadete açılışı 1849 yılında olan Mecidiye Camii, 31. Osmanlı Padişahı Sultan Abdülmecid tarafından yapılmıştır. Mübadele sebebiyle adada Müslüman nüfusun gitmesi üzerine camii Bizans müzesi olarak kullanılmaktadır. Camide yapılan restorasyon çalışmaları sırasında kazılardan elde edilen bulgulara göre, Mecidiye Camii bir kilisenin yıkıntıları üzerine inşa edilmiştir.

Melek Paşa Çeşmesi, Kaptan-ı derya Melek Mehmet Paşa tarafından Osmanlı hakimiyeti döneminde yapılan, yapımında mermer kullanılması sebebiyle de Mermer Çeşme olarak da bilinen bu çeşme, 1768’de Paşa tarafından adaya hediye edilmiştir. 3. Ahmet’in kızı Zeynep Aşıma Hanım ile evlendiği için ‘’Damat’’ lakabıyla anılan Mehmet Paşa halim ve selim huylu olması sebebiyle kendisine ‘’Melek’’ lakabı da yakıştırılmıştır.

Yine şehir merkezinde bulunan diğer önemli yapılardan olan Osmanlı Mezarlığı, Kaptan-ı derya Kara Ali Paşa’nın anıtının etrafına kurulmuştur. Beyaz mermerli lahiti dikkat çeken Kaptan- derya Kara Ali, 1822 yılında Sakız Adasında çıkan ayaklanmayı bastırmak için görevlendirilmiştir. İsyanın mimarlarından Konstantinos Kanaris’in Ali Paşa’nın sancak gemisinde burlota göndermesi ve yangın çıkarması sonucunda Kaptan-ı Derya Kara Ali Paşa yaşamını yitirmiştir. Anısına yapılan bu lahit etrafında kurulan, barok tarzı mezar taşları ile Osmanlı tarzını yansıtan bu mezarlıkta, 1822 yılından 1890 yılına kadar yaşamını kaybetmiş Osmanlı ileri gelenlerinin kabirleri bulunmaktadır.

Birçok etkinliğe ev sahipliği yapan şehrin Vounaki Meydanı, ismini, eski zamanlara burada bulunan Vounaki tepesinden almaktadır. Kelime anlamıyla Vounaki-küçük dağ, tepecik anlamına gelmektedir. Meydanın Bizans ve Cenevizliler dönemindeki ismi, Vergi ve Ticaret Meydanı anlamına gelen ‘’platia Foru ve Emboriu ‘’ idi. Osmanlı döneminde de askerlerin eğitim alanı olarak kullanılan bu meydan, işlevine uygun olarak ‘’Kılıç Meydanı’’ olarak adlandırılmıştır.

Şehir merkezinin alışveriş noktası, yerel sakız ürünlerini bulabileceğiniz dükkanların olduğu, kahvelerinde ve ara sokaklarında tavernaların bulunduğu Aplotaria Sokağı, adaya gelen bütün turistlerin ilk uğrak noktasıdır. Aplotaria, kelime anlamı itibariyle Yunanca’da Sermek anlamına gelmektedir. Satılan kumaşların yere serilerek alıcıya sergilenmesi ve kilden çömleklerin burada kurutularak sunulması sonucu bu ismi alan sokak, 16.yüzyıldan kalma bir çarşı sokağıdır. Tarihteki misyonunu devam ettirerek önemli bir ticaret noktası olan Aplotaria sokağında 19. ve 20.yüzyıllardan kalma malikaneler bulunmaktadır.